LADER-LADİK AKPINAR MEZUNLARI EĞİTİM VE KÜLTÜR DERNEĞİ. Bugün


Ana Sayfa ARAŞTIRMA- MAKALE- YAZI Müdürümüz, Enver KARTEKİN’le-Hamza İNANÇ 03.04.2013 21:22
Müdürümüz, Enver KARTEKİN’le-Hamza İNANÇ

Müdürümüz, Enver KARTEKİN’le

Hamza İNANÇ (*)                

 

Müdür Eğitim başı ve iki rehber öğretmenlerin eşliğinde önce gelenler ve bizim grup meydanda toplandık, Müdürümüz Enver Kartekin, “sevgili yavrularım eğitim başımız başkanlığında toplanan öğretmen ve usta başları toplandı hepinizin durumunu değerlendirdiler, sonuçta bazı arkadaşlarınız başarısız oldukları için Enstitümüzden uzaklaştılar. Sonradan gelenlerin de önce gelenlerle birlikte  ikinci sınıf öğrencisi olduğunu kabul ettiler. Başarınızdan dolayı hepinizi kutluyorum.” ardından eğitim başı A.G. “şimdi A.B.C. oluşacak her grubun bir sınıfı ve sınıf öğretmeni olacak, şimdi A sınıfına gidecekleri A sınıf rehber öğretmeni M. Akkuş okuyacak, kız öğrenciler bu grupta katılacaklar”, önce kızlar ayrıldı, sıra erkeklere geldi. Bir kaç kişiden sonra benim adım, daha sonra Adil’in adı okundu. Gruplar elliye yakın sayıda oluştu. Hafta başında 1944- 1945 ders yılına başlayacağız. Enstitü’de yaşam tüm hızı ile devam ediyor.  Su konusunda başarı haberi geldi. Sevinç dalga dalga tüm çevreye yayıldı. Bulunan kaynak fırın, hamam, mutfak ve tuvaletlerin gereksinimine yetecek düzeyde olduğu söyleniyor. Tarımda son çalışmalar, şekerpancarı üzerinde sürüyor. İnşaat üç koldan süratle ilerliyor. Enstitünün doğusunda bizim diktiğimiz deneme çamlığının ötesinde yer alan sahada, bir deneme ilkokulu yapılıyor. Bu okul, yeni İlköğretim Programının içerdiği; yaparak yaşayarak eğitim ilkesinin tüm yaklaşımlarını içeriyor. Bizlerin, ilerde üstleneceği yükümlülüklerin izlenmesine olanak sağlanması ve fiilen katkıda bulunmasına dayalı bir uygulamaya yer vermesi genel prensip.

Öğrenciler; üç sınıflı köy okullarında başarılı olanlar arasından seçilecek, dört ve beşinci sınıfı burada tamamlayıp, ilkokul diploması alanlar, Enstitünün birinci sınıfına geçecekler.

Yapılan binaya ek olarak, işlik, ahır, kümes, arılık yapılacak. Uygulama bahçesine gelen öğrenciler tarafından işlenecek, binada; yatakhane, öğretmen evi yer alacak.

Diğer iş alanı; yemekhane, mutfak binası, bin kişiye hizmet verecek bina; tiyatro, sinema, konser salonu olarak ta kullanılacak.

Biriz çeşmesinin yamacına kütüphane binası yapılıyor. Çeşmenin yanındaki küçük bina geriye doğru ters “L” şeklinde uzatılacak. İçinde misafirhane ve öğrenci lokali yer alacak. Tüm inşaatlar yılsonuna kadar bitirilip, hizmete girecek. Gruplar eskiler ve yenilerden oluştu, sınıflarımız iyice belli oldu.

Sağlığım iyiye gidiyor. Derimin rengi düzeldi. Biraz kilo bile aldım. On beş günlük hafif işlerde çalışma süreci bitti. Boya işi çok arttı. Binaların içi ve dışı badana yapılacak. Kapı pencere yağlı boya çalışmaları var. Ekibimize yeni katılanlarla üç ekip oluştu. Çeşme yanında yapılan ilave binaların boya işine başlandı.

İlyas usta Ekrem’le beni ince işlere ayırdı. “İkinizin eli yatkın bu işlere. Pervazları, çerçeveleri siz boyayacaksınız. Hamza şu açık koyu rengi iyice ayıracak bir şey düşün hele.” Daha çeşitleniyor bu oluşum. İçinde herkes toplu hareket içinde görünüyor ise de kişisel yetenekler yavaş yavaş kendini gösteriyordu.

İkinci sınıfta Teknik Resim bir ders olarak başladı. Önce kurşun kalem, cetvel gönye pergeli tanıtan öğretmenimiz, bunların nasıl ve nerelerde kullanılacağını örnekler göstererek çizdi ve anlattı. Geometrinin, daire, elips, kare, üçgen, küp, küre, silindir, prizmanın temel unsurlarını gösterdi.

Çalışırken yanıma gelen öğretmenim “sende iş var devam” dedi.

Öğretmenime boyacı ustamın verdiği işi anlattım. Öğle teneffüsünde “bana gel” dedi. Uğradığımda “bak bunlar kenar su örnekleri” dedi. “Al bu çizimleri sana yardımı olur.” kafam o işe iyice takıldı. Şöyle mi yapayım! Böyle mi yapayım! Diye. İyice kafa yordum. Kütüphanede de bir kaynak varmış onu da karıştırdım. Sonuç olarak; lale ve yaprak motifli bir kenar su çizimini başardım. Aynı çizimi üç şablon kartona çizdim. İlk kartona lale motiflerini oyduk. İkinci kartona yaprak motiflerini aynı şekilde işledik. Üçüncü kartona çiçek ve yaprakları üç renkli olacaktı. Laleler kırmızı, yaprakları yeşil, sapları gri olacaktı. Usta tamam amma uygulamayı nasıl yapacağım.

Küt bir fırçayı tampon olarak kullanmak derken usta; “Tamam en kolayı yağlı boyayı önce merdane ile iyice ezeceğiz, sonra elde edilen boyayı neft yağı ile incelteceğiz, inceltilmiş boyayı sinek ilacı sıkılan pompalı filtreye doldurup işi halledeceğiz.” Denedik önce aksamalar oldu, ama sonuçta başardık. Duvara sürülen iki rengin kesiştiği yatay çizginin çok düzgün olması ilk şarttı.

İş bitince öğretmenler; “Dinlenme odası yeni bir görünüm kazandı.”Mandolin çalmayı, spor dallarından birinde etkinlik göstermeyi tam olarak beceremiyordum. Amma, düzgün konuşma, yazılı anlatımımın yanında; teknik resim çizmeyi ve boya süsleme işlerini daha ikinci sınıfta başarmıştım.

Gülmeyi ve güldürmeyi seviyordum, muziplik yapıyordum ara sıra.

Şubemizde hemşerilikten öte, kafa dengi arkadaşlık dönemi başlıyordu. Böylece birbirine ters düşen kümeleşmelerde beliriyordu.

Sınıf öğretmenliği nedeni ile gruba sık sık gelen M. Akkuş daha çok güreşçileri, koşucuları ve voleybol oynayanları yanına çekiyordu. Güzel yazı yazmak şiir okumak gibi konulara ilgi duymuyordu. Hele tarihmiş, coğrafyaymış hiç oralı değildi. Esasen bizim bölgede, oynamak halay çekmek, zurna, düdük, kaval çalmak horlanır. Varsa yoksa güreş kışın karda, yazın çayırda düğünde dernekte güreşin sözü geçerdi.

Düğün mü var, çağır başka yerden çalgıcı çengiciyi. Alevi köylerimiz olmasa düğün dernek hak getire buralarda.

Cumhuriyet Bayramı, kasabada kutlanacak. Enstitü öğrencileri bayrama dördüncü ve beşinci sınıflarla katıldı.

Cumartesi değerlendirmesini;, bir ağabeyi anlattı.

Kaymakam Bey; önce Cumhuriyet Bayramının önemini, Türk Ulusuna kazandırdığı değerleri anlattı. Daha sonra Halk sağlığı konusuna değinirken, özellikle verem ve uyuz hastalığının üzerinde durdu.

Konuşmasını sürdürürken bir ara bastonu ile kaşıntısını gidermek üzere yana salladı. Olmadı, sesi titredi, ağlıyordu, “söyleyecek sözüm kalmadı, bende uyuza yakalandım dedi.”

Hafta sorumlusu, arkadaşlar “görüyoruz ki olay çok acı, o nedenle çok rica ediyoruz. Hastalık belirtisi olan herkes hemen revire uğrasın. Kış geliyor o nedenle hastalıkların yayılması daha kolay olur.”

Önce sis ovayı örttü. Sonra kırağı tüm ağaçları ak çiçek sarmışçasına aka çevirdi. Soğuk bastırdı, derken Akdağ’ın üstü ta eteklere kadar karla örtüldü. Ladik’e kış gelmişti.

Kar ve ayaz tam olarak bastırmadan yemekhane binasının bitirilmesi gerekiyordu. Onlarca kişi damda duvarda ve zeminde kiremit döşüyor, sıva yapıyor, kapı pencere kasaları takıyor zemin betonu döküyordu. İş büyük kış bastırıyor, bir anda kış karı ayazı ile bastırmıştı. İç sıva ve yer betonu tamamlanacaktı.

Harca katılacak su hemen donuyor, harç istenilen kıvama getirilemiyordu. İşlik başı Halis öğretmen, “Hemen samanlıktan saman, marangoz haneden hızar talaşı getirtip harç harmanının dışına daire şeklinde serelim ve ateşleyelim.” Dedi.

Çuval dolusu saman talaş serildi, üzerine biraz gaz dökülüp ateşlendi, dışardan gelen soğuk biraz önlenmişti.

Kum, kireç, çimento karışımı yığın, kürekçilerin aktarmaları sonucu harca dönüşüyor, teskereler ve el arabaları ile içeri taşınıyordu. Okul Müdürümüz Enver Kar tekin yanında beş altı konukla çembere yanaştılar, konuklar tanıdık kimseler değildi. Müdür yanındakilere bir şeyler anlatıyordu, o ara gruptan bir arkadaş gelenlere yöneldi. Bakın şu halimize diyerek ellerini onlara uzattı, konuklar arasında bizim elbisemize benzeyen giyimli biri, bakın arkadaşlar bu genç durumundan şikâyetçi. Müdür Bey bu çocuğun kaydını silin ve evine gönderin dedi.

O an şaşkına dönen arkadaş, yok ne olur beni göndermeyin! diye yalvarıyor ve ağlıyordu.

Hadi öyleyse sende işine bak, bu iş bitecek dedi. Hepinizi candan kutluyorum. Müdür ve konukları idare binasına doğru gittiler. Bir ay kadar sonra yemekhanede yapılan on kişilik masalar ve masaların iki yanına konan arkalıksız kanepelerde yer alınca iş tamamlanmıştı. Su işi de tamamdı.

Kış bastırdı. Kar diz boyu. Sepetli motosiklet durdu. Traktör, ahırın yanına çekildi. Kızak bakımdan çıktı. Koşum takımı boyandı, yağlandı. Atlar hazırlandı. Kasaba ile iki kilometrelik yolun açık tutulması şart. 1945’in ilk ayları idarede değişik bir hal var. Derken hoparlörden bir anons “önemli bir konuğumuz yarın trenle geliyor”, konuğumuz Büyük Millet Meclisi Başkanı Kazım Karabekir Paşa” sınıflar, çevre dikkate alınarak, Müdürümüz ve Eğitim Başı son sınıftan bir grup öğrenci ile karşılamaya gidecekler.

Kızakları önde okul cipi arkada yola çıktılar. Olayı karşılamaya giden ağabilerden biri şöyle anlattı.

İstasyona vardığımızda tren gelmemişti. İstasyon binası önünde merasim konumuna geçildi. Derken lokomotif tünelden başını çıkardı. Düdük çaldı. İstasyon memuru işaret verdi. Tren durdu. Trenden elinde valizle genç bir adam indi. Tren hareket etti. Yolcu şaşkın şaşkın karşılama grubuna yanaştı.

Müdür ona yüksek sesle “sen kimsin?” Deyince yolcu, “Ben Kazım Karabekir, Lâdik Akpınar Köy Enstitüsü’ne Fen dersleri öğretmeni olarak atandım,” O anda Müdürün ve eğitim Başının halini görmeliydiniz.

Kışın boya işleri, tarım işleri ve dışarı inşaat işleri durma noktasına geldi. 1945 kışında okulumuz eğitim grubuna, değişik bıranşlarda birileri katıldı. Uzun boylu, kambur ama sağlıklı insanlar; efe, davulcu ve zurnacılardı.  Savaştepe köy Enstitüsü’nden gelen üçlü bize Ege Halk Oyunları öğreteceklerdi. Mart ayına doğruda Beden Eğitimi öğretmeni Osman Bey ile Türkçe öğretmeni Necmiye Hanım aramıza katıldılar. Efe çok ciddi, çoğu kez hava şartları elvermese bile bize sabah sporlarını yerine zeybek oyunları oynatmaya başladı. Balıkesir Bengisi, harmandalı, oyunlarını en az beş yüz kişi oynuyoruz. İç içe üç daire şeklinde düzenlenen çalışmalarla coştukça  coşuyoruz.

Yeni gelen spor öğretmeni ile Karadeniz horonlarıyla coşuyoruz.  Sahaya her sabah aynı coşku ile çıkarak, Akpınar’ın karlı ayazına karşın, terli terli sabah kahvaltısına, oradan da sınıflara iş kümelerine geçiyoruz.

Kış çok çetin geçiyor. Enstitünün günlük yaşamı zamanımızı iyice dolduruyor. O nedenle, ev özlemi yerini yeni uygulamalar alıyor.

Şiir okumasını seviyorum. Yazma denemelerim bana fazla heyecan vermiyor. Hasanoğlun’da düzenlenen ve Milli Eğitim yayınları arasında çıkan Sağlık Köy Enstitüleri dergisini çok satıyorum. Orada yayınlanan düz yazı türlerinin her çeşidi ilgimi çekiyor. Öğretmenimiz “Çalı Kuşu” romanını okumamızı söyledi.

Okul kütüphanesi’nde iki tane var, sıraya girdim almak için. Epeyce bekledim, kalın bir kitap. Yarıya kadar okudum, bıraktım. Sarmadı beni.

Ömer Seyfettin’in öykülerini benimsedim. Sınıfta öne çıkan kişiler arasında idim. Beş altı kişi hem arkadaşız, hem de rakip. Bizim yarışmacı tavrımızdan işi ağırdan alanlar rahatsız olmaya başlamış olacaklar ki bizi sınıf öğretmenine gammazlamışlar.

Bir akşam serbest çalışma saatinde isim vererek …

Başka bir gün, beni çağırdı, baraka ara hole çıktık, orada, küfür sayılacak sözler söyledi, Bu sana ders olsun dedi  ve suratıma bir tokat attı. Hem acısından hem de işittiğim ağır sözlerin etkisi ile istemeyerek ağladım.

Kendimi ezilmiş çiğnenmiş biri gibi hissediyordum. Bir ara Enstitüden kaçmayı bile aklıma koydum.

Sonuçta sınıfta içime kapandım, yaşamımın dışarıda, ve kendi başıma sürdürdüm. Zaman geçtikçe okuma yazı denemeleri ve teknik resim çalışmaları ile ara zamanları doldurmaya başladım.

Birinci sınıfa yeni gelenler arasında bizim köyden Davut ve Seferde katıldı. İş kolu meslek seçiminde marangozluğu aldım. Ama hep boyahanede çalışmayı yeğliyordum. Kütüphane ile ilgim devam ediyordu, Amerikalı kadın yazar P. Bouk’un “Ana” adlı romanını çok sevdim. Bana olanlara direnç göstermeyi yaşamı sevmemi söylüyordu, bu ……. Ana romanı.

Kışın son karında sisli bir öğle sonuydu, vadi üzerinde bir uçak dönüyor, siste kayboluyor, inecekmiş gibi alçalıyor sonra eski durumunu alıyordu. Enstitünün serbest saati olduğu için öğretmeni, ustası öğrencisi spor sahasında toplanmaya başladık. Uçak sis içinden yine çıktı, alçaldı, alçaldı, ana yolunu yüz metre kadar uzağındaki karlı tarlaya indi, orası her zaman batakça bir alan olduğu için iniş takımları iyice kara battı.

Uçağa yanaşılmaması anons edildi, sadece işlik başı iki ustayı yanına alarak uçağa doğru gittiler, onlar uçağa ulaşmadan iki kişi uçaktan indi, birisi Türk Bayrağı gösterdi, onlara yanaşan grupla beraber anayola çıktılar.

Merzifon hava üssünden keşif için kalkmışlar ancak, bölgeyi saran sis yüzünden inişe geçemeyip daha görünür bir alana inmeyi zorunlu gören pilot kar düzlüğünü uygun bularak inişe geçmişler.

Pilot ve yardımcısı o geceyi Enstitü’de geçirdi. Merzifon’dan kurtarma ekibi geldi.

Ekip başı uçağı parçalayarak götüreceklerini söyleyince, Enstitünün haftalık çalışma grup yöneticileri ve itiraz edip uçağı ana yola çıkarabileceklerini söyleyerek uçuş ekibini ikna etmişler.

Hava daha yumuşamış görüş alanı da artmıştı. Önce anayolla uçak arasında 30-40 kadar öğrenci grubu karı çiğneyerek yol açtı, sonra uçağın etrafında toplanan öğrenciler, uçak ekibinin önerilerine uyarak uçağı battığı yerden kaldırıp çiğnen yola koydular.

İkinci bir hamle ile uçak sanki kucaklanmış gibi tanışarak anayola çıkartıldı. Akyel esmiş yolun karını eritmişti.

Pilotlar uçağa bindi, motor çalıştı uçuş için yol aşağı hızla gitti, kalkacakmış gibi oldu, kalkamadı.

Yeniden uçak ekibi karar alıp uçağı parçalayarak bir araca yüklediler. Hepimiz adına idarecilerimizle vedalaşıp ayrıldılar.

1945 te II. çıkan savaşın bittiği duyuruldu.

Kara perdeler kaldırıldı, çevre halkın sevince boğan yeni bir haber bizim köyün suyu ile çalışacak santral, kasaba ve köylerine elektrik verecekti. Yıllarca bizim köyün değirmenlerine enerji veren suyumuz şimdi de ışıklı bir dönemin başlamasına kaynaklık edecek.

Enstitünün deneme okulu sitesi tamamlandı, boya badana işlerinin yapılmasıyla  iş tamama olacaktı.

Son karında erimesi ile tarım alanlarında grup çalışmalar ve demir tekerlekli gazla çalışan ihtiyar traktörün sesi duyulmaya başlandı. Hafta sonu köye gittiğimizde bahçemizden söktüğüm kara erik fidelerini biz çeşmesinin arkasında ki yamaca diktik.

Yeni kitapları okumaya başladım, Bal zaç, Google, Emile Zola, Sait Faik’ten hoşlanır olmuştum. Tamlamaları tam olarak anlayamıyordum. Ama yinede, elime aldığım kitabı bitirmeden bırakmıyordum.

Toplu okuma saatinde ise, M.E.B.’lığının yayınladığı Köy Enstitüleri Dergisi hem okunuyor hem de sözlü ve yazılı olarak değerlendirme yapıyoruz, İsmail Hakkı Tonguç Baba’yı iyice tanımaya başlamıştım.

Bu dönemde  bando grubu oluşturulmuştu, bizim gruptan katılanlar da var aralarında. Türkçe öğretmeni Hamza bu hafta kütüphaneye geleceksin dedi. Kütüphaneye yeni kitaplar gelmişti. Onların fişlenmesi ve eskiyen kitapların yıpranan yerlerinin tamir edilerek kullanıma sunulmaları gerekliydi.

Senenin sonuna doğru Halk Ozanı Aşık Veysel ve çırağı küçük Veysel ile beraber Halk Türküleri öğretmek için geçici görevle Enstitümüze geldi.

Bir yanda efenin Ege Bölgesi oyunları, diğer yandan Aşık Veysel’den Halk türküleri, bazen de  okul korosunun eşliğinde kendine ait Türküleri söylüyor ve  anlatıyor.

Bir başka haberse, Ladik bölgesinde ek kız öğrenci (köylümüz) Vahide Bilgici aramıza katıldı. Onun varlığı, köy grubunun konuşmalarına davranışlarına katkı sağlamaya başladı.

Yaz ayları geçen yıla benzer etkinliklerle geçti. Hasan oğlan köy Enstitüsünden beş altı kişilik bir grup staj için geldi. Aralarında Köy Enstitüleri Dergisinde çıkan yazıları şiirleri  ile tanıdığımız ağabeyler ve  ablalar vardı.

Büyük yemekhane binası gündüzleri yemekhane geceleri kültürel etkinliklerle doluyor taşıyor, şiir geceleri, tiyatro, çok sesli müzik konserleri birbirini izliyor. Sefokles’in Antigon Tragediyası, misafir grup tarafından sahneye kondu. Artık Yunan giysileri için nevresimlerden yararlanıldı. Sahne olarak yemek masaları yan yana kondu, perde için iki battaniye alındı, okul öğrencileri koro’da yer aldılar.

Ders yılının ikinci yarısında ikinci üçüncü dördüncü sınıflar arasında yarışma düzenlendi. Erkek öğrenciler için, tek katlı öğretmen evi proje çizimi, kız öğrenciler için öğretmen evi için yemek masası örtü ve peçeteleri takımı el işi süslemesi. Bir ay süre sonunda iki dalda birincilere ödül verilecek.

Bende katıldım, çalışma süresi boyunca tasarladım, bazı çizimler yaptım. Sonuçta okula bitişik olmayan, bir salonu yatak odası, mutfak kiler tuvalet, banyo ve giriş bölümü olan tasarımı çizdim. Ayrıca pencere ve kapılar için detay çizimler yaptım.Teknik resim dersleri öğretmenine verdim. Katılanlar arasında bir üst sınıftan olanlarda vardı.

Cumartesi günü Bayrak Merasimi ve haftalık çalışmaları değerlendirme toplantısında bir öğrenci temsilcisi şimdi iki öğretmenimizi yarışma sonuçlarını açıklamak üzere buraya davet ediyorum. Sebahat Hanım ve Fatma Hanım öne çıktılar, Sebahat Hanım “önce yarışmaya katılan kız erkek tüm öğrencilerimizi öğretmenleri ustaları ve arkadaşlar adına kutluyorum.”

Şimdi öğretmen evi projesi birincisini buraya çağırıyorum. Üçüncü sınıf A grubundan Hamza İNANÇ, Peşinden Fatma Hanım kızlar grubundan masa üstü işleme projesi birincisi; N.Çalan, ben bir yandan o diğer yandan öğretmenlerin yanına vardık.

İşlik bazı Halis Bey elindeki plaketi Sebahat Hanıma verdi, kız arkadaşın plaketi Fatma Hanımda imiş. Önce ödülü kız arkadaşımız aldı. Sonra ben. Öğretmenlerimiz ve arkadaşlarımız bizi kutladılar. Benim ödülüm büyük bir pergel takımı idi.

Bu dönemin son sınıfları Enstitüye yepyeni bir etkinlik alanı yaratacak olan balıkçılık için Samsun’da Derbent denen kesimde bir balıkhane düzenlenmesi yaptılar. Ana binada 50 kişilik yatakhane, yemekhane ve dershane olarak kullanılacak salon, binası ve kitaplık içermekte, ayrıca santral binası, atölye ve araç gereçler için bir ayrı yapı on dönümlük sahil. Kurulan tesis Samsun-Çarşamba tren hattının beşin kilometresinde. İşin son bölümlerini tamamlayacak son sınıf ekibi adına konuşan bir ağabeyi, bu tesisler bizden sonra ki kardeşlerimize öğretmen ve ustalarımıza bir armağanımızdır.

Köy Enstitüleri Dergisinden izlendiğinde 21 Köy Enstitüsünün etkinlikleri sürdürüldüğü görülmekte.

Bizim A grubunun rehber öğretmeni Enstitü etkinlik  göreve atanmış, yakında ayrılacağı söyleniyor, buna üzülmeyenlerden biride ben olacağım, o bizim A grubunu temsil etmekten çok sporcu arkadaşların sözcüsü olarak çalıştı.

Onunla beraber atanan Kemal öğretmen tam bir Enstitülü olarak sorumlu olduğu grubun dışındaki öğrenciler içinde hem bir ağabeyi hem bir öğretmen ve hem de inşaat işlerinde bir ustabaşı olarak kendini kabul ettirdi. Bak yavrumla başlayan sıcak tarafsız konuşmaları onu” Lan Yavrum Kemal” anılmasına neden oldu.

(Devam edecek)

 

                                                                                                                       (*) Ressam

 

Etiketler




Köşe Yazarları
SAMSUN için Hava Durumu
SAMSUN

FAYDALI LİNKLER
Ladik Akpınar Anadolu Öğretmen Lisesi
Ladik Milli Eğitim Müdürlüğü
Ladik Kaymakamlığı
Ladik Belediyesi
Samsun Milli Eğitim Müdürlüğü
Samsun Valiliği


toptan ayakkabı ucuz web tasarım Doğtaş Mobilya modelleri zayıflama ayakkabısı toptan ayakkabı fiyatları Yabancı Dizi Önerileri