LADER-LADİK AKPINAR MEZUNLARI EĞİTİM VE KÜLTÜR DERNEĞİ. Bugün


Ana Sayfa ARAŞTIRMA- MAKALE- YAZI KÖY ENSTİTÜLERİ SEMPOZYUMU 13-16 EKİM 2011 15.12.2015 23:01
KÖY ENSTİTÜLERİ SEMPOZYUMU 13-16 EKİM 2011

köy enstitüsü amblemi-k

 

SAMSUN SEMPOZYUMU

AKPINAR ÖRNEĞİNDE BİR AYDINLANMA PROJESİ OLARAK KÖY ENSTİTÜLERİ

13-16 EKİM 2011

EDİTÖRLER

Prof. Dr. Mahmut AYDIN

Doç. Dr. Bekir ŞİŞMAN

Yrd. Doç. Dr. Selahattin

ÖZYURT Yrd. Doç.

Dr. Hasan ATSIZ

CİLT III

S a m s u n   V a l i l i ğ i   

S a m s u n   2 0 1 2

Sayfa:524-536

AKPINAR ÖRNEĞİNDE BİR AYDINLANMA PROJESİ OLARAK KÖY ENSTİTÜLERİ

 Betül BATIR

* Özet

 Türkiye Cumhuriyeti’nde en yoğun nüfusa sahip olan köylülerin eğitimi için başlatılan seferberlik, köy enstitülerinin açılmasıyla doruk noktasına ulaşmıştır. Uygulamalı eğitim sistemine dayalı olan enstitülerde hedef, köy çocuklarının eğitilmesidir. Bu sebeple bu okullara köy çocukları alınmış ve bu eğitim kurumlarında kültür, meslek ve iş eğitimi alarak mezun olan öğretmenler köylerde görevleri başına geçmişlerdir. Bu enstitülerden birisi de Lâdik-Akpınar Köy Enstitüsüdür. Çalışmamızda LâdikAkpınar Köy Enstitüsü örnek alınarak genel anlamda köy enstitülerinin amaç, hedef ve oluşumlarına tarihi bilgilerle dikkat çekerek günümüz eğitim sistemi içinde faydalı gördüğümüz faaliyetlere yer vermektir. Anahtar Kelimeler: Köy Eğitimi, Köy Enstitüsü, Lâdik-Akpınar Köy Enstitüsü, Uygulamalı Eğitim, Demokratik Eğitim. Köy Enstitülerinin Doğuşu II. Meşrutiyet döneminde “köy için eğitim” konusunda fikirler ileri sürülmüştür (Batır,2010:289). Cumhuriyet döneminde de bu alanda çalışmalar yapılmıştır. 1923 yılında İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresinde köy eğitimi ile ilgili kararlar alınmıştır. Bunlar; köy okullarının geniş bahçelerinin, ahır ve kümeslerinin olması gerektiği, bunların öğretmeninin denetiminde öğrenciler tarafından işletilmesi ve böylece çiftçiliğin çocuklara “uygulamalı” olarak öğretilebilmesiydi. Yine orta ve yüksek okulları bitiren erkek ve kız öğrenciler ve medrese mezunları köylere giderek en az 1 yıl öğretmenlik yapmalıydı (Batır,2010:144). 1924 yılında sunulan Dewey’in raporunda ise köye göre eğitim ve köy öğretmeni yetiştirme konusuna da yer verilmiştir. Başka bir yabancı eğitimci Kühne’de 1925 yılındaki raporunda benzer önerilerde bulunmuştur (Akyüz, 2010:339.). Türk devrimini halka benimsetmek eğitim seferberliği ile mümkündü. Hem düşük olan okuryazarlık oranını yükseltmek hem de yeni Türk harflerinin benimsenmesi için Harf Devrimi sırasında (1928) “Millet Mektepleri” açılmıştır. Millet Mektepleri sayesinde büyük şehirlerimizdeki vatandaşlarımızın çoğuna okuma-yazma öğretilmişti (Mumcu,1996:167). 1930’da Halk Okuma Odaları açıldı. Bunlar 1936’da 500’e yükseldi ve şehirlerde Halkevlerine, köylerde Halkodalarına dönüştü. Halkevlerinin, Halkodalarının kendine göre küçük kitaplıkları ve çalışma kolları vardı. Oraya yurtta çıkan dergiler, gazeteler gelirdi. Herkes bunlardan yararlanabiliyordu (Baykurt,1998:122). Ancak daha geniş ve yeterli tedbirler almak; eğitim alanında daha köklü adımlar atmak gerekiyordu. Kırsal kesim Cumhuriyetin nimetlerinden çok az yararlanabilmişti. Nüfusun % 80’i köylerde yaşıyordu. Türk Devriminin amacı her alanda çağdaşlaşmaktı. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan köylüyü modernleştirmek gerekiyordu. Şehirdeki çocukların % 80’i, köydekilerin % 20’si okuyabilmektedir. Hatta çoğu köyün (31 bin) okulu bile yoktur. Eğitim konusunda yeniliklerin çoğu şehirlerde yapılmakla birlikte asıl sorun köylerdeydi. * Yrd. Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi.,Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi., bbatir@istanbul.edu.tr

Şehirlerde bile öğretmen sıkıntısı varken bunlarla köyü kalkındırmak imkânsızdı zaten gönderilen öğretmenlerde köy koşullarına alışık olmadıkları için durmuyorlardı (Erçelebi, 1998:144-145). Nitekim Atatürk, 1935’te Milli Eğitim Bakanı olan Saffet Arıkan’a köyün içinden gelen, oranın koşullarını bilen insanlardan yararlanılması gerektiği fikrini vermişti. Buna göre, 1936’da Eskişehir’in Mahmudiye köyünde bir Eğitmen Kursu açılmıştı. Amaç, askerde onbaşı, çavuşluk yapmış köylü gençleri altı aylık bir kurstan sonra eğitmen unvanıyla küçük köylere ve üç yıllık ilkokullara gönderip öğretmen sıkıntısını hafifletmekti. Aynı yıl nüfusu 400’ün üstünde olan köylere öğretmen yetiştirmek üzere İzmir Kızılçullu’da ve Eskişehir Çiftelerde Köy Öğretmen Okulları açıldı. Bunlar sonradan Köy Enstitülerine dönüştürüldü (Akyüz,2010:339). Köy Enstitülerinin Açılışı ve Amaçları 17 Nisan 1940’ta 3803 sayılı “Köy Enstitüleri ve Köye Lüzumlu Sanat Erbabı Yetiştirme Kanunu” çıkarılmış; bunu 4274 sayılı “Köy Okulları ve Köy Enstitüleri Teşkilat Kanunu” izlemiştir (Tanilli, 1996:51-52). Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Milli Eğitim Bakanı Hasan-Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç köy enstitüsünün kurulması ve gelişmesinde çaba harcamışlardır. 11 değişik yerde köy enstitüsü açılmış, 1936–1937’de açılan üç öğretmen okulu da enstitüye çevrilmiştir. Enstitülere göre rehberlik yapmak için Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde, Yüksek Köy Enstitüsü adıyla üç yıl süreli bir okul daha açılmıştır. 1948’e kadar enstitü sayısı 21’e çıkmıştır (Akyüz,2010:339). Tablo 1 Açılış Tarihlerine Göre Köy Enstitülerin Yerleri 1940’da Kurulanlar 1941’de Kurulanlar 1. İzmir – Kızılçullu Köy Enstitüsü 2. Eskişehir – Çifteler Köy Enstitüsü 3. Lüleburgaz – Kepirtepe Köy Enstitüsü 4. Kastomonu–Gölköy Köy Enstitüsü 5. Malatya-Akçadağ Köy Enstitüsü 6. Antalya-Aksu Köy Enstitüsü 7. Ladik-Akpınar Köy Enstitüsü 8. Adapazarı-Arifiye Köy Enstitüsü 9. Vakfıkebir-Beşikdüzü Köy Enstitüsü 10. Kars – Cılavuz Köy Enstitüsü 11. Bahçe _Düziçi Köy Enstitüsü 12. Isparta– Gönen Köy Enstitüsü 13. Balıkesir – Savaştepe Köy Enstitüsü 14. Kayseri-Pazarören Köy Enstitüsü 15. Ankara-Hasanoğlan Köy Enstitüsü 16. Konya-Ereğli-İvriz Köy Enstitüsü 1942’de Kurulanlar 17. Yıldızeli-Pamukpınar Köy Enstitüsü 18. Erzurum– Pulur Köy Enstitüsü 1944’de Kurulanlar 19. Ergani – Dicle Köy Enstitüsü 20. Aydın-Ortaklar Köy Enstitüsü 1948’de kurulanlar 21. Van-Erciş Köy Enstitüsü Kaynak: Yahya Akyüz, 2010, s.339 Köy enstitüsünün amacı, Köy Enstitüleri Kanunu’nun birinci maddesinde “köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde, maarif vekilliğince köy enstitüleri açılır” şeklinde ifade edilmiştir. Köy Enstitüleri sadece köye öğretmen yetiştirecek kurumlar değildi, aynı zamanda köyün çok gereksinim duyduğu sağlıkçıyı ve tarımcıyı da yetiştirecekti. O yüzden köy enstitüleri tek değil, çok amaçlı okullar olarak kurulmuştu (Erçelebi, 1998:146). Köy Enstitülerinin hedeflerini kısaca şöyle özetleyebiliriz: Kırsal alanı kalkındırmak, insanına bilinç kazandırmak, ulusal hedeflerin dayanağı haline getirmek için belli düzeyde bilgi ve beceri sahibi kılmaktı. Bunun yöntemi olarak da amaç için önderlik yapacak insan gücünü yine kırsal alandan seçip ve bu çevrede yetiştirmekti (Akşin, 1997: 406).

Programları ve Çalışmaları Enstitülerin ilk resmi öğretim programı 1943 tarihlidir. Buna göre bunlar ilkokuldan sonra 5 yıl öğretim yapmaktadırlar ve bu süre içinde toplam 114 hafta “kültür” dersleri, 58 hafta “ziraat” ders ve çalışmaları, 58 haftada “teknik” ders çalışmaları yapılmaktadır. Haftalık ders dağılımı şöyledir: Kültür dersleri : her sınıfta 22 saat Ziraat dersleri ve çalışmaları : her sınıfta 11 saat Teknik dersler ve çalışmalar :her sınıfta 11 saat Tablo 2 Köy Enstitüleri 1943 tarihli programına göre ders grupları ve dersleri Kültür Dersleri Ziraat dersleri ve çalışmaları Teknik dersler ve çalışmalar Türkçe Tarih Coğrafya Yurttaşlık Bilgisi Matematik Fizik Kimya Tabiat ve Okul Sağlığı Yabancı Dil El yazısı Resim-iş Beden eğitimi veulusal Oy. Müzik Askerlik Ev idaresi ve çocuk bakımı Öğretmenlik bilgisi – Toplumbilim – İş Eğitimi – Çocuk ve İş Ruh Bilimi – İş Eğitimi Tarihi – Öğretim Met. ve Tat. Zirai İşletmeler Ekonomisi ve Kooperatifçilik Tarla Ziraatı Bahçe Ziraatı – Fidancılık – Meyvacılık – Bağcılık – Sebzecilik Sanayi Bitkileri Ziraatı Zootekni Kümes Hayvanları Bilgisi Arıcılık ve İpek Böc. Balıkçılık ve Su Ür. Ziraat Sanatları Köy Demirciliği – Nalbantlık – Motorculuk Köy Dülgerliği – Marangozluk Köy Yapıcılığı – Tuğla ve kiremitçilik – Taşçılık – Kireççilik – Duvarcılık, sıvacılık – Betonculuk Köy ve El Sanatları (Kızlar) – Dikiş, biçki, nakış – Örgü ve dokumacılık – Ziraat Sanatları Kaynak: Akyüz, 2010, s.340-341. Enstitülerin başlıca ilkeleri ise şunlardır: 1. Enstitüler üreterek eğitir, eğiterek üretir. 2. Yaşama, çalışma izlenceleri imece topluluğunca ortaklaşa saptanır. 3. İşleyiş bürokrasi çarkının dışında tutulur. 4. Çeşitli işlerde çalışılarak kişiliğin çok yönlü gelişimi sağlanır. 5. Mezunlarla ilişki sürdürülerek eğitimde süreklilik sağlanır. 6. Enstitülere öğretmen yetiştiren Yüksek Köy Enstitüsü, bir inceleme ve araştırma merkezi olarak çalışır (Gülcan&Şenşekerci,2002:155).

Köy Enstitüleri, köylü olan, köy okulunu bitirmiş, 18 yaşını geçmeyen köy çocuklarını alıyordu. Enstitüler kuruluncaya kadar hep belleğe dayanan, deneysiz uygulamasız, araştırmasız, gözlemsiz ezbere dayanan eğitim verilmiştir (Tanilli, 1996: 53). Köy Enstitülerine, ilkokulu bitiren köy çocukları sınavla alınıyordu. Okul binalarını genellikle öğrenciler yapmışlardır. Köy Enstitüleri işe dayanan, zor bir eğitim ve öğretim yapıyordu (Akyüz, 2010: 340). Köy Enstitülerinde uygulanan yöntem “iş içinde iş aracılığıyla, iş içinde eğitim” sözüyle sloganlaşmıştır. Enstitülerde herkes kendi işini kendisi yapıyor; gündelik ve haftalık nöbet işlerini, öğrenci kümeleri, kümebaşı öğretmenleriyle birlikte yürütüyorlardı. İlk yıl öğrenciler her alanda çalıştırılıyor, bu yolla yetenekleri araştırılıyordu. İkinci ders yılına girerken yapılan gözlemlere, öğrencilerin eğilimlerine ve görev alacakları köylerin durumuna göre sanat kollarına ayrılıyorlardı. Öğrenciler dört yıl süre ile ilgili alanlarda ustalaşıyorlardı. Köy Enstitülerinde üçüncü yılın sonuna kadar yapılan gözlemlere, öğrenciler içinde öğretmenlik yeteneği olmayanlar, kendilerine de sorularak, öğretmen kurullarınca ayrılıp, en çok başarı gösterecekleri bir sanat dalı üzerinde, özel bir programla yetiştirilerek serbest yaşama atılıyorlardı. Yine üçüncü sınıfın sonunda isteyenler arasında bir bölüm öğrenciler, sağlık memuru ve ebe bölümlerine ayrılıyor ve iki yıl süreyle Sağlık Bakanlığı uzmanlarınca yetiştirilip, köy sağlık memurluklarına ve ebeliklerine atanıyordu. Böylece insan gücü değerlendiriliyordu (Tanilli, 1996: 55). Hizmet nöbetleri, kümelere genellikle birer hafta süreyle verilirdi. Hafta sonu diğer kümeler o kümeyi eleştirirdi. Her eleştiriye cevap verilirdi. Sırayla tüm kümeler birbirini eleştirirdi. Öğrenciler suç işlediğinde ona ceza verilmiyordu, kendini düzeltme fırsatı verilip sorumluluk yükleniyordu. Köy Enstitülerinde kişilik gelişimi büyük amaçtı. Enstitülerin bunun için sorumluluk verme, yetki kullandırma, tartışma, eleştirme, eleştiriye katılma olgunluğu kazandırma gibi uygulamaları vardır. Enstitülerde dayak yasaktı (Baykurt, 1998:125-127). Köy Enstitülerinde, bir yandan çağdaş ve klasik dünya kültürüne, bir yandan da Türkiye’nin halk kültürüne önem verilirdi. Köy Enstitülerinde saz çalgı olarak kullanılsa da, asıl çalgı mandolindi. Hasanoğlan’da piyano ve keman’da vardı. Orda açılan Yüksek Köy Enstitüsünde müzik bölümü de vardı. Serbest okumaya önem verilirdi. Enstitülerde öğretmenler her gün sabahları birer saat uygulanan özgür okumalar için öğrencilere birer defter tutturuyordu. Bu deftere kitapla ilgili bilgiler, kitapla ilgili beğendiği ve beğenmediği yönleri yazmasını istiyordu. Enstitü biterken bu defterler toplanır, her öğrenciye beş yıl okuduğu kadar kitap armağan edilirdi. Enstitünün bir döner sermayesi vardı. Enstitü ürettiği ürünü satıp parasıyla gerekli harcamaları yapardı. Her hafta sonu mutlaka bir eğlence düzenlenirdir. Bu eğlencelerde oyunlar oynanır, türkü söylenir, şiirler okunurdu. Ayrıca tiyatro oyunu da sahnelenirdi (Baykurt, 1998:128-131). Ayrıca sistemi tamamlayan başka kurumlarda vardı. Bunlar bölge okulları, köy okulları, uygulama okulları, Yüksek Köy Enstitüsü’ydü. Bölge okulları, her 8-15 köyün ortasına kurulmuş, tarıma elverişli toprakları, tesisleri olan okullardır. Bu okullarda kendilerine bağlı köylerin öğrencileri tarımsal ve teknik eğitim görüyorlardı. 1945 yılına kadar 380 bölge okulu kuruldu ve köy enstitüleri hızla gelişti (Tanilli, 1996:

Tablo 3 Köy Enstitülerinin Gelişmesi Ders Yıllar Enstitü Sayısı Öğretmen Sayısı Öğrenci Sayısı Toplam Mezunlar Erkek Kız Öğretmen Sağlık Memuru 1937-38 2 12 128 — 128 1938-39 3 25 325 16 341 1939-40 4 40 1074 107 1181 1940-41 14 234 4933 438 5371 1941-42 17 294 6987 705 7692 103 1942-43 18 358 8834 837 9671 254 1943-44 18 368 11563 1276 12839 1911 1944-45 20 487 12761 1475 14236 1797 221 1945-46 20 505 13068 1396 14464 1460 252 1946-47 20 547 12822 1336 14158 2089 228 1947-48 20 642 11814 1078 12892 2162 336 1949-50 21 672 13251 721 13972 1741 91 1950-51 21 597 13322 773 14095 1760 1951-52 21 570 12647 706 13173 1795 Kaynak: DİE, İstatistik Yıllığı (Ankara, 1953), s. 149. 1942–43 ders yılında Hasanoğlan’da Yüksek Köy Enstitüsü kurulmuştu. Buraya sınavla öğrenci alınıyordu. Köy Enstitülerindeki eğitim daha da geliştirilerek burada da uygulanıyordu. Yüksek Köy Enstitüsü, Köy Enstitülerinin genel merkezi görevini görmekteydi. Her Köy Enstitüsü’nün bir Uygulama Okulu kurulmuştu. Öğretmen adayları burada sürekli gözlemler, deneyler ve uygulamalarla yarın ki görevlerine hazırlanıyorlardı. Ayrıca her Enstitünün yakınındaki 8-10 köy “staj köyleri” olarak ele alınmıştı. Döner sermayeleri sayesinde tüketecekleri ürünleri üretiyorlardı. Üretim fazlalarını köylülere satıyorlardı (Tanilli, 1996: 57-59). Yüksek Köy Enstitüleri yalnızca eğitim kurumları olarak değil, köylere fidanlık, kooperatif, revir, açık hava tiyatrosu, spor ve oyun alanları ve kültür merkezleri gibi tesisleri kuran kuruluşlar olarak hizmet vermişlerdir (Gülcan &Şenşekerci, 2002:156). Lâdik-Akpınar Köy Enstitüsü Ladik-Akpınar Köy Enstitüsü Müdürü Enver Kartekin 1944 tarihli açılış konuşmasında enstitü hakkında bilgi verdiği gibi ülkenin eğitim açığını da şu sayısal verilerle açıklamaktaydı: “Enstitü kesimimize Samsun, Amasya vilayetleri tamamen, Tokat vilayetinin üç kazası, Çorum vilayetinin iki kazası dahil bulunmaktadır. Köy sayımız 1510′dur. Bölgemizin umumi nüfusu 676169′dur. Bunun (120739)’u şehir ve kasabalarda, 555430′u da köylerde bulunmaktadır. Kesimimizde 7-16 yaşları arasında 123.536 çocuk var. Bunun 18.328′i ilkokula devam etmektedir. 105.208′i boştadır. % 85′i okuldan mahrumdur” (Köy Enstitüsü Dergisi,1944:160-161). Hakkı Tonguç’a göre öğrenciye yaptırılacak iş önce kafasından, sonra elinden çıkacaktı. Gerçek işin küçük bir modeli olmayacak, yapıldıktan sonra yıkılan, çöpe atılan türden iş değil, kullanılan, yararlanılan, yaşanılan gerçek iş olacaktı. Toprağı işleyerek yetiştirdiğin ürünü yiyeceksin. Yaptığın yapının içinde çalışacak, uyuyacaksın (Baykurt,1998:121). Zamanın % 50’si kültür derslerine ayrılıyordu. Geriye kalan sürenin % 25’i tarım ve uygulamalara, % 25’i teknik çalışmalara ayrılıyordu. Her öğrenci bir, iki yıllık eğitim denemesinin ardından başarılı olabileceği, ilgisini çeken bir iş koluna geçiyor, dört yıl boyunca o dalda ilerliyor, ustalaşıyordu (Kaplan, 2002 :121). Köyün başlıca çalışma konusu tarım olduğundan o, iyi bir tarımcı; köyde türlü sanat dallarının gelişmesi gerektiğinden iyi bir sanatçı kişiliği kazanacak; erkek öğrenci marangozluk, demircilik, yapıcılık mesleğinden

birini; kız öğrenci biçki-dikiş, örme, dokuma gibi sanatları öğrenecekti. Yapıcılığı seçen öğrenci, burada duvar örmesini, içine gireceği okulun yapısını yaparken öğrendi. Çekülü, malayı, su terazisini burada tanıdı. Bir gün geldi ki o, taş ile, tuğla ile, her türlü yapı yapabilen, sıva, boya vurabilen bir usta oldu. Demirciliğe ayrılan öğrenci de maşa, kürek, ibrik yaparak işe başladı, beş yıl sonra köyde geçerli her türlü işi yapabilecek bir kişi oldu. Kız öğrenciler de tezgâhlarda çalışarak dokumacılığı; enstitü öğrencilerinin giysilerini biçerek, dikerek makine kullanmasını ve bu yol ile köyde geçerli teknik işleri öğrendiler. Köy Enstitüleri’nde tarım çalışmaları 1000-5000 dönüm toprak üzerinde yapıldı. Bu toprakların kimi bozkır, kimi de bataklık biçimindeydi. Öğrenciler öğretmenlerinin öncülüğünde çalışarak bu yerleri bölümlere ayırdılar. Bağ diktiler, sebze ektiler, fidan yetiştirdiler. Toprağın bir bölümüne arpa, buğday ektiler. Değersiz toprakları verimli hale getirerek, üretim yaptılar (Aydoğan, 2007: 82-83). Ayrıca 40-50 kişilik bir imece grubu öğretmenleriyle birlikte, ihtiyaç olan başka bir Enstitü’ye gidip yardım ederdi. Günlük yaşam sabahın erken saatlerinde başlıyor, akşam geç saatlere kadar sürüyordu. İşe, derse topluca gidilip, topluca dönülürdü (Kaplan,2002: 122-123). Son sınıf öğrencileri, kuramsal bilgi sınavlarını vermeden önce, okul için birlikte bir yapıt oluşturmak zorundaydılar. Bu etkinlikler de, öğrenciyi bilimsel araştırmaya ve bir şeyler yaratmaya özendirmekteydi (Kalaycı, 2002:234). İsmail Hakkı Tonguç; “Elişleri Rehberi” adlı kitabında iş eğitimine yönelik bir gerçeği şöyle vurguluyordu: “Yaşayan her insan kendi gücü oranında bir iş yapmak zorundadır. Onun içindir ki, insan yavrusu, insanlığın gelişmesi için yapabilecek güçte eğitilmelidir. Doğanın insanlara verdiği yetenek ve güçler, iş yapabilecek biçimde yetiştirilmelidir. Yalnız zihinsel veya yalnız bedensel yetilerin gelişmesine hizmet ederek, tek yönlü insan yetiştiren eğitimle yanlış bir amaç izlemiş olur. Tek yönlü yetişen insanlar, yaşamda başarılı olamazlar. Yalnız belleğe dayanan, bilgilere değer veren eğitimde doğru değildir. Çünkü böyle kuru bilgilerin de yaşamda geçerliliği yoktur.” Bunları 1927 yılında söyleyen Tonguç, on beş yıl sonra düşüncelerini yaşama geçirebilmiştir (Kaplan,2002:123). Köy Enstitüleri’nde doğal ortam içinde bizzat yaşayarak kazanılan niteliklerden birkaçı da şunlardır: Geniş çalışmaları bulunan Köy Enstitüleri İşletmesi, öğrenciler tarafından yönetilirdi. Bunun için öğrenciler arasında bir ay süreyle ve seçimle bir öğrenci başkanı, bir de başkan yardımcısı seçilirdi. Bunlar işletmenin her birimi için birer kol başkanını da yanlarına alarak yönetici ekibi oluştururlardı. Kol başkanları; yemekhane, yatakhane, çamaşırhane, ahır, kümes, işlik, araç-gereç gibi birimlere bakan kişiler demekti. Bu ekip bir ay süresince enstitünün tüm işlerinin iyi yapılmasını sağlardı (Aydoğan, 2007: 84-85). Bu okullarda “yaparak yaşayarak” öğrenme söz konusuydu. Enstitülerdeki iç işleyiş, demokratik katılım konularına ilişkin olarak Server Tanilli şöyle diyor: “Enstitülerde uygulanan eğitim yönteminin, enstitülerin günlük yaşayış ve işleyişinde demokratik bir anlayış ve ortak sorumluluk ilkeleriyle iç içe olduklarını da söyleyelim. Gerçekten öğrenciler, öğretmen ve idareciler, her yönden aynı koşullar içinde yaşıyor ve çalışıyorlardı; giyinişlerinde bile farklılık yoktu. İşlerde ve çalışmalarda birbirini tamamlayıcı ödevler vardı; ama yaşayışta bir değişiklik yoktu. Öte yandan, herkes yönetime doğrudan doğruya katılmaktaydı. Enstitülerde bulunanların tümüyle yapılan hafta sonu toplantılarında bütün konular ele alınıyor, o haftanın bütün çalışmaları, müdürden aşçıya kadar görevlilerin tutumları eleştiriliyordu ve yeni kararlar alınarak uygulamaya geçiriliyordu. Yönetimin ağırlığı, nöbetçi kümelerde ve öğrenci temsilcilerinde idi; müdür ve öteki yöneticiler, öğretmenler ve yardımcıları; daha deneyimli yol göstericilerdi yalnızca.” Hatta öğrenci temsilcilerini bile öğrenciler demokratik bir şekilde oy ile seçerlerdi. Sanki belediye ya da milletvekili genel seçimi varmış gibi bir seçim atmosferi yaratılıyordu. En çok oyu alan aday, öğrenci başkanı seçilirdi. Okul idaresi, seçimlere kesinlikle müdahale etmez ve karışmazdı. Enstitülerde başkan, yönetici, öğretmen ve herkes hesap vermek zorundaydı. Şayet, başkan ya da öteki enstitü çalışanlarının bir

hatası varsa acımasızca eleştirilir ve gereği neyse yapılırdı. Enstitülerde, eleştiri ve özeleştiri mekanizmasına herkes en iyi bir şekilde saygı duymak zorundaydı (Arayıcı, 2002: 236-237). Cavit Orhan Tütengil, “Köy Enstitüleri bir Cumhuriyettir. Kendi yöntemlerini kendisi belirler”, derken demokratik eğitimi doğuran sosyal kollardan, Çarşamba tartışmalarından, cumartesi eğlencelerinden, sergilenen doğaçlama halk kültüründen, türkü ve oyunlardan söz ediyordu. Orada herkesin zekâ ve yeteneği konuşturuluyordu. Kimse başkasından emir almazdı. Köy Enstitüleri’nde amaca, tartışarak, yaşanarak ulaşılırdı (Kaplan,2002:141-142). Hafta sonlarında serbest konuşma, tartışma ve ortak okuma saatleri vardı. Bu saatlerde daha çok okulun düzeni, yöneticilerin ve yönetime katılan öğrencilerin eleştirileri yapılır, aksaklıkların giderilmesi istenirdi. “Makarnalar böcekli çıkıyor, çıkmasın!” ya da “hamam iyi ısınmıyor” diyerek sorunları ortaya koyuyorlardı. Her türlü istek ve eleştiri yapılıyordu (Makal, 1997: 57). Bu eleştirilerin sonunda öğrenciler eleştirmeyi öğrenirler, eleştirilmeye katlanabilir duruma gelirlerdi. Ayrıca, onlar kendilerini sürekli denetim altında bulundururlar, kendi kendileriyle vicdan hesaplaşması yaparlardı. Böylece kendi kendine çalışma, kendi kendini yönetme, kendi kendinin eleştirmeni ve denetmeni olma yeteneklerini geliştirmiş olurlardı (Aydoğan, 2007: 86). Kitap basımı ve okunması yaygınlaştıkça uygarlığın gelişmesi ivme kazanmıştır. Çünkü okuyan insan düşünen insandır. Düşünen insan, tüm gelişmelerin itici gücüdür. Durgun bir toplumu kımıldatmanın, yürütmenin en kestirme yolu, o toplumun insanlarını kitap okuyan, okuduklarını düşünen, tartışan bir kişiliğe sokmaktır. Köy Enstitüleri’nde bu yapılmak istendi (Keseroğlu, 1995: 27). Köy Enstitüleri, köyden alıp köye gönderdiği öğrencilerine, demokratik bir eğitim veren, yaptırarak, uygulatarak öğreten eğitim kurumlarıydı. Okuma alışkanlığı ve temel kültür vermekse, bu kurumların ana ilkelerinden biriydi. Enstitülerde günde bir saat serbest okuma yapılıyordu. Bu okuma saatleri, öğrencilerin kendi başlarına ders kitapları dışındaki kitapları okumaları biçiminde olduğu gibi, öğretmenlerden birinin seçkin bir kitabı öğrenci kümesine okuması yöntemiyle de oluyordu. Yerine göre kitabın açıklanması ya da tartışması yapılıyordu. Bu kitapların seçimi gelişigüzel yapılmıyordu. Sınıfların düzeyi göz önünde tutularak hazırlanmış kitap listeleri vardı (Aydoğan, 2007: 92). Öğrenciler daha çok kitap okuyabilmek için kitaplık kolunda görev almak isterdi. Kitaplıklar arı kovanını andırırdı. Bazı kitaplar çok beğenilir, elden ele dolaşa dolaşa yıpranırdı. Eskiyen kitapların onarımı ve ciltlenmesi resim iş derslerinde yapılırdı. Her öğrencini yılda en az 20 kitap okuması istenirdi. Birçok Köy Enstitüsü’nde edebiyat, sanat, dergisi çıkarılırdı. Bunlar arasında en önemli olan Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde yayımlanan “Köy Enstitüleri Dergisi’ydi”. Okulda genelde sık sık hızlı okuma, çok kitap okuma yarışmaları yapılırdı yarışmada birinci olanlara ödül olarak kitap verilirdi. Ağırlıklı biçimde kitapla ödüllendirme geleneğinin Köy Enstitüleri’nde uygulanması bilinçli bir eğitimin amaçlanmış olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Tarıma, teknik sanat çalışmalarına bile giderken ceplerinde kitap taşıyorlardı. Onlar için okumanın yeri ve zamanı yoktu (Kaplan,2002:154-156). Tonguç okuma önemi hakkında şunları belirtmiştir:“Şartlar ne olursa olsun, mevsim hangi mevsim bulunursa bulunsun, öğrencilere her gün serbest okuma yaptırılacak ve onlara okuma alışkanlığı mutlak surette kazandırılacaktır.” Okuma konusunda Tonguç’un bir sözü kulaklara küpe olacak derecede önemlidir: “Genç kuşaklar, bilim, sanat ve teknikle ilgili değer taşıyan yapıtları anlamlarını iyice kavrayana kadar okumalı. Aydınları serbest kuma alışkanlığı kazanmayan toplumlarda, düşündüğünü yazan düşüncesini açıklayan insan da pek az olur; ortam demagoglara kalır.” (Baykurt,1998: 129-131). Köy Enstitüleri’nin kitaplıklarını dolduran kitaplar, daha çok Milli Eğitim Bakanlığı’nın çevirtip yayınladığı Dünya Klasikleriydi. Enstitülerde en çok okunan kitaplardan bazıları: Uyandırılmış Toprak, Ana, Şahika, Reaya ve Köylü, Sarı Esirler, Minka Ala, Benim Üniversitelerim, Canlandırılacak Köy, Fikir ve Söz Hürriyeti, Fontamara, Resim Öğretmeni, Değişen Dünya, Elem Kaynağı, Akzambaklar Ülkesinde ve başkaları… Ladik Akpınar Köy Enstitüsünde okuma işi üçe ayrılmış durumdaydı. Öğrenciler arasında, öğretmenler arasında ve mezun öğretmenler arasında bir kitap alışverişi mevcuttu. Şöyle ki: “Enstitünün idare binasına

bitişik, içindekiler bakımından oldukça zengin bir kitaplığı vardır. Ancak bir kısım öğrencilerin orada oturup okumalarına yetmemektedir. Sınıf dışında serbest okuma yapmak isteyen öğrencinin isteklerine uyularak; bu kitaplığa bitişik ve 60-80 boyutunda bir pencere ile ana kitaplığa bağlı, 80-100 öğrenci alabilecek büyüklükte bir “okuma odası” ayrılmıştır. …. Bundan başka her sınıf ve şubenin dolabında kendi aralarında topladıkları paralarla kurdukları, 100-150′şer cilt eserlik kitaplıkları vardır. Bütün Öğretmenler ve idareciler toptan aldıkları bir karara uyarak pazartesi ve çarşamba günleri saat 19′dan 23′e kadar toplanıyor ve yine toptan okuyup tenkidini yapmalarına karar verdikleri bir kitabı okuyor ve tenkidini yapıyorlar. “(Köy Enstitü Dergisi, 1945:530). Yine bu konuda önemli sayılan bir adımı da Akpınar Köy Enstitüsü gerçekleştirmiş oluyordu. Mezunları bir araya getirerek onlardan gönüllü olarak faydalanmak. Enstitü Müdürü Enver Kartekin bunu şu cümlelerle anlatmaktadır: “Halen (1945) üç ilde mevcut 155 enstitü mezunu, 10-20′şer kişilik olmak üzere 20 bölüme ayırdık, yol bakımından bu bölümlerin ortasında bulunan bir köy, bizimle daima temasta bulunacak bir merkez olarak ayrılmıştır. Mezunlarımızın ucuz para ile veya çabucak temin edemeyecekleri kitaplardan Enstitüde her bir ciltten beşer tane olmak üzere bulunduracağız. 20 bölgeye kitapları içerisine düzenli bir şekilde koyabileceğimiz sandıklar yaptırılacak. Kitaplar bölgelere posta ile ve milli eğitim memurlukları yoluyla, bölge merkezlerine, sandıklar içerisinde gönderilecektir. Her sandık o bölgede bir ay kalacak. Bölge merkezinde bulunan Köy Enstitüsü mezunu arkadaş, kitapları civarındaki köylerdeki arkadaşlara dağıtacak, kitapların büyüklüğüne göre her arkadaşta kitaplar; 7-10-15-20-30 gün kalabilecektir. Bu işleri sağlamak için Türkçe öğretmenlerinden birinin başkanlığında son sınıf öğrencilerinden bir kol kurulmuştur”(Köy Enstitü Dergisi, 1945:531). . Ülkede çıkan birçok dergi ve gazete enstitü kitaplıklarına geliyor ve izleniyordu (Aydoğan, 2007:93-95). Enstitüyü bitirip köylere gidecek öğretmenlere, üretim araçlarıyla birlikte, 100-150 kitaptan oluşan küçük bir kitaplık da verilmektedir (Keseroğlu, 1995: 33-36). Hakkı Tonguç, büyük bir eğitimciydi. Batı toplumlarının hangi aşamalardan geçerek akılcı bir dünya görüşüne ulaştıklarını, halk yönetimini gerçekleştirdiklerini biliyordu. Çağdaş ilköğretim yaygınlaşmadıkça, insanlar yurttaşlık bilincine ulaşamazdı. Yurduna bağlı, yeraltı, yerüstü zenginliklerine sahip çıkan, bilgiyle bilinçle yaşamını değiştiren insanlar yetiştirmeliydik. Köy Enstitüleri, dil, din, mezhep, köken ayırmayan, tüm insanlarımızı kucaklayan bir ulusçuluk anlayışından doğmuştur. Enstitülerin yerlerinin seçilişi, adları bile bu anlayışı açıkça ortaya koymaktadır. İşte gerçek ulusçuluk anlayışımızın çizdiği eğitim haritamız: Akçadağ (Malatya), Akpınar (Samsun), Aksu (Antalya), Arifiye (Sakarya), Beşikdüzü (Trabzon), Cılavuz (Kars), Çifteler (Eskişehir), Dicle (Diyarbakır), Düziçi (Adana), Ernis (Van), Gölköy (Kastamonu), Gönen (Isparta), Hasanoğlan (Ankara), İvriz (Konya), Kepirtepe (Kırklareli), Kızılçullu (İzmir), Pazarören (Kayseri), Pulur (Erzurum), Savaştepe (Balıkesir), Ortaklar (Aydın), Yıldızeli (Sivas). Enstitüde o güne kadar bilinmeyen ulusal oyunlar, türküler, saz, söz değerleri, beceriler ortaya çıkmıştı. Bu ulusal oyunlar şunlardı: Zeybek oyunları: Harmandalı, Bengi, Arpazlı, Dağlı, Somalı, Denizli, Sandıklı, Çal, Muğla, Pamukçu, Savaştepe, Isparta, Kütahya… Halaylar: Timurağa, Cico, Hoşbilezik, Haynara, Çankırı, Çorum, Merzifon, Sivas Ağırlaması, Eminem, Delilo, Tamzara, Mektebin Bacaları Horonlar: Sık sıra, Beşikdüzü, Kızlar Horonu, Hopa, Hemşin, Rize, Düzce, İki Ayak, Hopa Titremesi, Düz Horon… Enstitülerde uygulanan eğitim gerçek yurt sevgisini geliştiren, ulusallıkla insanlığı bütünleştiren bir eğitimdir. İmece faaliyetleriyle enstitüler arası yardımlaşma yapıldığı gibi, her enstitü kesimindeki köylerle de yardımlaşma sürdürmüştür. Ayrıca tarihsel kalıntıları, müzeleri, doğal güzellikleri görerek, yaşayarak, öğrenmek için “yurt gezilerine” çıkılırdı. Enstitülerle birlikte ulusal değerlerimiz ön plana çıkarılarak ulusal uyanış, ulusal canlanma başlamıştır(Aydoğan, 2007: 87-91).

Lâdik deprem hattında bulunmaktadır. 1943 yılında yaşanılan büyük depremde enstitü büyük hasar görmüş ve bir ay enstitünün faaliyetleri duraksamıştır. Kazada harap olan evlerle birlikte hamam da yıkılmış ve öğrenciler temizlenmekte zorluk çekmişlerdir. Etrafta tifüs salgını yaygınlaşmıştır. Bu olumsuz şartlar yine öğretmen ve öğrencilerle birlikte bir imece halinde aşılmıştır. Kendi okullarının sorununu çözdükleri gibi, beşinci sınıf öğrencileri, beşer, onar kişilik gruplar halinde depremden okulları yıkılan dört köye, hem uygulama vazifelerini yapmak ve hem de köylüye faydalı olmak amacıyla görevlendirilmişlerdir. (Köy Enstitüleri Dergisi, 1944:165) Halk hastalandığında okuyucu, üfürükçü gibi kişilere de giderdi. Köy Enstitüleri bu gibi kişilere karşı köylüyü bilinçlendirme görevini de üstlenmişti. Bu amaçla, Köy Enstitüleri’ne sağlık bilgisi vermek üzere halka yakın genç doktorlar atandı. Bunlara “Sağlıkbaşı” deniyordu. Köy Enstitülerinde sağlıklı yaşamak için günün belirli saatlerini içeren izlenceler olurdu. Yemek servisleri, yemek listeleri denetimi ve hazırlığı, pişirilmesi öğrencilerin gözetimindeydi. Sağlıklı yaşamak için beden eğitimine önem verilirdi. Bu yüzden Köy Enstitüleri’nde her sabah nöbetleşe ulusal oyunlar oynanır, çeşitli atlamalı, koşmalı, tırmanmalı benden eğitimi hareketleri yapılırdı. Beden ve ruhun sağlıklı gelişmesi, düzenli yapılacak hareketlere bağlanırdı. Sağlıkla ilgili haftalık dizge çizelgesi hazırlanmış, sağlıkbaşı tarafından aksatılmadan bir yıl boyunca uygulanmıştır. İlk üç yıllık eğitimden sonra Köy Sağlık Memuru ve ebe olmak isteyen öğrenciler sağlık koluna ayrılmış, iki yıllık sağlık eğitimi alarak köy gruplarında sağlık hizmetlerine atanmıştır. Köy Enstitüleri’nde öğrencilere iklim koşullarına uygun, bedeni koruyacak kumaşlar giydirilmiştir. Kışlık giysiler kalın kumaştan, yazlık giysiler düz pamuklulardan seçilmiştir. Köy Enstitüleri’nde Sağlık Kolu 1947 yılına kadar 701, 1951’e kadar 547 olmak üzere 1248 Köy Sağlık Memuru yetiştirilmiştir. 1945 yılına ait Lâdik-Akpınar Köy Enstitüsü ile ilgili bir haberde enstitüyle ilgili şu bilgiler verilmektedir: 1-1945 yılı Ekim ayının sonunda enstitümüzden 127 arkadaş mezun olmuştur. 33′ü kızdır. Mezunların eşyaları tamam olarak kendilerine dağıtılmıştır. Mezunlar ödevleri başında Enstitü öğretmenleri ve idarecileri tarafından görülmüş, beğenilmiştir. 2-Bu yıl enstitümüz 1.sınıfına 85, ilk kısma 50 öğrenci almıştır, mevcut 900 olmuştur. 3-Amasya, Samsun, Tokat, Çorum Milli Eğitim Müdürleri ve Müfettişleri Enstitümüze gelerek 10 yıllık ilköğretim planlarını hazırlamışlardır. 4-Önce Kastamonu Gölköy Enstitüsü’ne bağlı bulunan Çorum ilinin Osmancık, Mecitözü ilçeleri bu yıl Milli Eğitim Bakanlığının emriyle enstitümüze bağlanmış, Gölköy de okumakta bulunan 28 öğrenci enstitümüze nakledilmişlerdir. 5-Yapıcılık: Enstitümüzde yıkıma rağmen bir dinlenme yurdu yapılmıştır. Planını Yüksek Köy Enstitüsü yapıcılık şubesinden Halil Basutçu çizmiş, kendisi yaptırmıştır. Dinlenme yurdu 3 bölümdür. Talebe dinlenme, öğretmen dinlenme salonları, misafir yatak odaları ve bekleme odasıdır. 6-Enstitüye bağlı uygulama okulu binası bitirilmiş işliği kullanılmaya başlanmıştır. Uygulama okulunun öğretmen evi de döşenmiş mezun arkadaşlar köylerine ayrılmadan evvel gösterilmiştir. 7-Eski, yemekhane binası derslik ve yatakhane haline getirilmiş, yeniden 1000 kişilik bir yemekhane binası ve mutfak yapılmıştır. 8-Kesimimize giren 37 köy de enstitüden giden ekipler sayesinde birer ilkokula kavuşmuşlardır. 9-Enstitümüz evvelce ekmeği Lâdik fırınlarından alıyordu. Şimdi bir defada 250 ekmek çıkarabilen bir fırına kavuştu. Fırın binası fırında çalışan arkadaşları yatırmak, 3 aylık un ihtiyacını depo edebilmek bakımından haylice büyüktür. 10-Depremde yıkılan binalardan bir tanesi esaslı onarılmış, 22 yataklı revir haline getirilmiştir. 11-Eski revir kız talebeye dikişhane yapılmıştır. 12-Geçen sene iki taraflı beton kaldırım yapılan ara yolun ortasına döşenmek üzere öğrenciler tarafından 20.000 taş kesilmiştir.

13-Öğrenciler tarafından işletilen iki kireç ocağından günde 3 ton kireç alınmıştır. 14-Enstitümüze yeniden 18 beygirlik elektrik motoru alınarak eski motor gündüzleri hızar işlerinde çalışmak suretiyle motor daimi işler haline getirilmiştir. 15-Eski binalardan bir tanesi esaslı onarılarak hızar dairesi ve motorhane haline getirilmiş, eski motora bir şerit hızar, 2 tepsi hızar, bir planya tezgâhı takılarak işletilmektedir. 16-Geçen yıl olduğu gibi bu yılda araba atölyesinde 70 araba yapılarak mezunlara dağıtılmıştır, 1946 yılı mezunlarının arabalarına şimdiden başlanılmıştır. 17-Derslikler için dört kişinin oturabileceği 75 masa 600 tabure yemekhane için 100 bank yapılmıştır. 18-Mezun arkadaşların okumalarını sağlamak için bir gezeğen kütüphane kurulmuş. 10 köye bir merkez seçilerek kitaplar özel sandıklar içinde bu merkeze sırayla gönderilmek üzere düzenlenmiştir. Her mezun arkadaş senede en az 12 kitap okuyabilecektir. 19- Enstitümüz 100 öğrencinin ferahça kitap okuyabileceği bir kitap okuma odasına kavuşmuştur. 20-Enstitümüzde arıcılığa da önem verilmiş, Kepirtepe Köy Enstitüsü’nden arıcılık öğretmeni getirilerek öğrenciden elemanlar yetiştirilmiştir. Fennî kovanlar yapılarak arı beslenmeye başlanmıştır. (Köy Enstitüleri Dergisi, 1945: 816-817) 29.04.1947’de Köy Enstitüleri için yeni bir yönetmelik hazırlanmıştır. Artık öğretmenler, okul yönetimine etkin olarak katılmayacaklardır. Öğrencilerin ders dışı çalışmaları sınırlandırılacaktır. 1950 – 51 ders yılında karma eğitime son verilmiştir. 20 Mayıs 1947 tarihli genelge ile öğrencilerin serbest okumalarına karşı çıkılmış ve “seviyelerine uygun kitaplar okumaları kararlaştırılmıştır”. 1948’de öğretim programı değiştirilmiştir. İş eğitimi ilkesi kaldırılmıştır (Avcıoğlu, 1996:499-500). DP yönetimi zamanında M.E.B. Tevfik İleri döneminde 27 Ocak 1954 yılında Köy Enstitüleri ilköğretim okullarıyla birleştirilmiştir ve faaliyetleri sona ermiştir. Enstitüler kapatıldıktan sonra Lâdik-Akpınar Köy Enstitüsü, 1954’e Öğretmen Okulu, 1976’da Öğretmen Lisesi ve 1991 yılında Anadolu Öğretmen Lisesi adını almıştır. Lâdik-Akpınar Köy Enstitüsünde görev yapmış müdürler 1-) Nurettin BİRİZ 01.06.1940-29.11.1943 2-) A.Enver KARTEKİN 29.11.1943-09.07.1947 3-) Kemal ÜSTÜN 09.07.1947-16.03.1949 4-) Enver METİNER 16.03.1949-12.11.1952 5- ) Ahmet İÇTEMEL 12.11.1952-14.11.1955 Sonuç Köy Enstitüleri, Anadolu aydınlanmasında ulusal eğitim kurumlarımızın başında gelmekteydi. Bu okullar yatılı idi, kız erkek karma eğitime yönelikti. Tarımda, teknikte ve kültür çalışmalarında birlikte çalışmanın en güzel örnekleri veriliyordu. Toplumları oluşturanlar kadın ve erkeklerdi. Öyleyse birinin ötekisinden ayrılması, biri ilerlerken diğerinin yerinde sayması Atatürk düşüncesine uymazdı, çağdaşlığa sığmazdı. Köy halkı kadınıyla erkeğiyle okuma hakkından yararlanıyordu. Kadınların çocuk eğitiminde, dikişte, nakışta, ev ekonomisinde ve sağlık konularında çok önemli görevleri olduğu halde, “kadın okumaz”, “kadının yeri, kocasının evi” dendiği için kadınlar bilinçlenmemişti. Köy Enstitüleri bu noktada çok önemli adımlar atmıştır. Kadına verilen önem Köy Enstitüleri ile atağa kalkmış, çok eşlilik, imam nikâhı ile evlilik, aşağılama gibi ilkel davranış ve düşünceler azalmıştır. Köy Enstitülerinin açılış yıllarında geleneksel inanıştan halk kolay kolay kopamadığı için bir erkeğin alınabilmesi için beraberinde bir kız öğrenciyi de getirmesi, bir ara ön koşul sayılmıştı.

Köy Enstitüleri’nin kurulmasında, çalışmasında erkekler kadar kızların da alın teri, beden gücü, el emeği vardır. İşlikte dikiş diker, örgü örer, halı, kilim dokurlardı. Yapılara harç, tuğla çekerlerdi. Tarım derslerinde sebze, meyve toplar, reçel, konserve yaparlardı. Köy Enstitüleri, köy kızlarının dünyaya açılmaları, silkinmeleri, “biz de varız” diyip kendilerini gösterebilmelerinin ilk ve tek övünebilme alanıydı. 1938’de Köy Öğretmen Okulları’nda bulunan kız öğrenci sayısı sadece 60’tı. Köy Enstitüleri açıldıktan sonra bu sayı 1945 yılında 1727’ye, 1946 yılında ise 2009’a ulaştı. Köy enstitüleriyle köylünün okuma hakkı kazanması ve ülkenin ihtiyaçlarını sağlık, eğitim, sosyal, iş alanlarında kapatması oldukça olumluydu. Ancak İkinci Dünya Savaşı sırasında bu kurumların ortaya çıkmaları, bu enstitülerin kapatılmalarında bir diğer etkendi. İkinci Dünya Savaşı’nın ülkeyi ekonomik alanlarda etkilemesi, siyasi ve sosyal alanda ülkenin daralması, köy enstitülerine bakış açısını da değiştirmişti. Köy enstitülü çocuklar savaşın etkilerini diğer çocuklara göre az hissetmişlerdi. Çünkü okulları onları savaş toplumundan uzaklaştırmıştı. Kaynakça Akşin, Sina. Çağdaş Türkiye(1908- 1980), Ankara: Umut Matbaacılık, 1997. Akyüz, Yahya. Türk Eğitim Tarihi, 16.b. Ankara: Pegem Yayıncılık, 2010. Arayıcı, Ali. Kemalist Dönem Türkiyesi’nde Eğitim Politikaları ve Köy Enstitüleri, İstanbul: Ceylan Yayıncılık, 2002. Avcıoğlu, Doğan. Türkiye’nin Düzeni(Dün-Bugün-Yarın),1. Kitap. İstanbul: Yaylacık Matbaası, 1996. Aydoğan, Mustafa. Köy Enstitüleri: Amaçlar- İlkeler- Uygulamalar, Ankara: Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı, 2007. Batır, Betül. Geleneksel Eğitimden Çağdaş Eğitime Türkiye’de İlköğretim (1908-1924), Elif Kitapevi, İstanbul,2010. Baykurt, Fakir. “Türkiye Aydınlanması ve Köy Enstitüleri”, Türkiye’de Aydınlanma Hareketi 25-26 Nisan 1997 Strasbourg Sempozyumu. 2.b. İstanbul: Adam Yayınları,1998. DİE, İstatistik Yıllığı (Ankara, 1953), s. 149. Erçelebi, Hasan. “Yurdun Efendisi Köylüdür.”, Atatürk’ün Cumhuriyet’in İlanından Sonraki Hedefleri Sempozyumu Bildirileri, İzmit: Atatürk Araştırma Merkezi, 1998. Gülcan, Yılmaz ve Şenşekerci Erkan. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Kurtuluş Dönemi(1923-1950), C:II. Ankara: Alfa Yayınevi, 2002. Kaplan, Mevlüt. Aydınlanma Devrimi ve Köy Enstitüleri, Ankara: Semih ofset, 2002. Keseroğlu, Hasan S.. Köy Enstitüleri’nde Kitap, Kitaplık ve Okuma, İstanbul: Avcı Ofset, 1995. Köy Enstitüleri Dergisi, I-VIII (1945-1947), Ankara, Maarif Matbaası. Makal, Mahmut. Köy Enstitüleri ve Ötesi, Ankara: Kozan Ofset, 1997. Mumcu, Ahmet. Türk Devrimi’nin Temelleri ve Gelişimi, 15.b. İstanbul: İnkilap Yayınevi, 1993. Tanilli, Server. Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?, İstanbul: Cem Yayınevi, 1996. Tonguç, İ. Hakkı. İlköğretim Kavramı, Ankara: Piramit Yayıncılık, 2004. Tonguç, İ. Hakkı. Canlandırılacak Köy, 1. Baskı. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1939.





Köşe Yazarları
SAMSUN için Hava Durumu
SAMSUN

FAYDALI LİNKLER
Ladik Akpınar Anadolu Öğretmen Lisesi
Ladik Milli Eğitim Müdürlüğü
Ladik Kaymakamlığı
Ladik Belediyesi
Samsun Milli Eğitim Müdürlüğü
Samsun Valiliği


toptan ayakkabı ucuz web tasarım Doğtaş Mobilya modelleri zayıflama ayakkabısı toptan ayakkabı fiyatları Yabancı Dizi Önerileri